Ne yazık ki her şey değişti

Kocaeli Üniversite Hastanesindeki odamın penceresinden izlediğim tabloyu ömrüm boyunca unutacağımı sanmıyorum.

Yalnız ve hayal ettiklerinle yaşadığın o günlerde insan doğayı veya bir canlıyı uzaktan bile olsa görmek, yaşamı hissetmek istiyor. Kent ormanına çıkan yola doğruydu pencerem. Ben odamın penceresinden ormanları, yani onlarca ağacın birbiriyle dans ettiği muhteşem bir görüntüyü izleme şansına sahiptim. Ve bu güzel manzara, benim doğduğum, en güzel çocukluk anılarıma sahip o bölgeyi hatırlatıyordu bana. Ormanın içine açılan yollardan geçen arabaların dahi bana yaşama sevinci verdiğini söyleyebilirim. Artık bu görüntülere bakarak kurduğum hayallerse benim en büyük zevkim olmuştu.                                                        

Evet, böyle bir yalnızlık içinde bana ve tüm hastalara hayat vermeye ve sağlıklarına kavuşmalarına canı gönülden destek vermek  için büyük bir özveriyle çalışan sağlık personeline ne denli müteşekkir olduğumuzu bilmem anlatmaya  gerek var mı.?

Onların dışında en sadık dostum yatağım ve penceremden bir canlı görmek umuduyla baktığımda seyrettiğim ağaçların en ufak bir uyumsuzluk  olmaksızın sürdürdükleri dansıydı. Bakıyordum, bakıyordum ve sanki dalıveriyordum bu özgürlüğün içine. Babacığımın doğduğu mahalle “Orhan”, benim doğduğum mahalleyse “Zeytinlibahçe” azıcık ötedeydi sanki. Pencereden baktıkça kendimi oralara çok yakın hissediyordum adeta. Selvilerin nazlı nazlı ve çok kutsi bir görevi üstlenmenin mağrur eğilişi içinde rüzgara eşlik etmeleriyse, Bağçeşme kabristanını ve Namazgahı hatırlatıyordu her nedense. Sanki hemen ötede yatıyordu aile büyüklerim. Ve en son kardeşim, Alim. Her halde o andaki ruh halim buna oldukça müsaitti. Ancak tam karamsarlığa kapılacağım sırada yoldan geçen bir aracın varlığı, döndürebiliyordu beni  kendime. Ve “Acaba kim var içinde bu beyaz lüks aracın. Bu dağ yolundan nereye gidiyorlar. Mutlaka çok güzel bir manzara var daha ötede. İyileştiğimde buraları mutlaka gezmeliyim” merakı ve umuduyla dönüyordum yatağıma. Ardından gelen ve maskesinin altında harika bir gülücük saklı olduğuna inandığım hemşirem, küçük bir sohbetle alıveriyordu tüm tasalarımı. En zor geçense gecelerdi. Ondaki sıkıntıyı azda olsa dağıtansa, yandaki odalardan gelen hasta yakınlarının veya bakıcılarının saat tanımaya imkan bulamadığı sesleri oluyordu. Ağır hastalar vardı diğer odalarda. Ben o sesleri duydukça Allah’a binlerce kez şükrediyor ve tüm hastalara şifa vermesi için dualar ediyordum. Hastane odasında insan Rabbiyle daha bir yakından bütünleşiyormuş, onu da öğrendim. Böyle bir bekleyiş sürecinde pencerem vardı ya. Rahatlatıyordu içimi. Çok bekledim belki kar yağar diye. Çünkü o zaman bende saklı olan anılarımın başka bir kısmını daha yaşayabilirdim. Çünkü, tepelere yağan karın zevkini ve endişesini yüreğinde yaşayan şanslı insanlardanım. Ama yağmadı işte. O da eskilerde kaldı anlaşılan. Bende hayal kurarım ne olacak yani.

Biz çocukken bu şehre çok kar yağardı. Hele de tepelere gelin duvağı gibi otururdu bembeyaz örtü. Ben evimizin iki kanatlı küçük pencerelerinin önünde oturup aşağıyı, yani İzmit’i seyrederdim. Adeta bir kar küresini salladıkça kar taneleri büyüyerek kelebekler gibi inerdi şehrin üstüne. Bu hayal benim benliğime işlemiş ve ölürken bile gözlerimin önüne geleceğine inandığım bir gerçekti. Sonra yaşamın, sosyal hayatın, insanların, mevsimlerin ve ölümlerin ne kadar bariz bir şekilde değiştiğini düşünüyorum.

“Demek ki dünyanın kuralı bu. Ya da bu değişimlerde kendimizi de sorgulamalı mıyız” diyorum. Evet, bu değişimlerde insanoğlu denen acımasız canlının bu hayati kuralların bozulmasında payı ne kadar.? Bu kendi kendime yaptığım fikir teatisinden sonra karar veriyorum. Çok fazla payımız var bu olumsuz değişimlerde. Ve, cezasını da bir güzel çekiyoruz işte. Bu düşünce karmaşası arasında beni en çok ne üzüyor biliyor musunuz sevgili okurlarım. Yeni yetişen nesil. Ben camdan bakarak yaşadığım her türlü anının hayalini kurabiliyorum. Ancak onların adına endişe duyduğum yeni nesil bu hayalleri de kuramayacak. Onlar adına bizim bakış açımızda “Yeni bir dünya” onların bize karşı bakış açısında ise “Bu büyükler ne güzel masallar anlatıyor” olacaktır. Görünen köy kılavuz istemezmiş. Pencereme döndüğümde gördüğüm büyük cüsseli kara bir köpek ve ardından gelen diğerleri benim beynimdekilerin silinmesine ve yaşama sarılmama katkı sağlıyorlar ya. Şükürler olsun.

Her şeye rağmen. Hayatın bize göre baştan aşağı değişmesine rağmen umutlarımı güçlendirerek, yaşamak güzel diyebiliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevcan Tamer - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgür Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgür Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Özgür Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgür Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Serpil Tetik - Sağlığınız düzeldi çok şükür.Cumleleriniz ve anılar çok güzel...Görüşmek dileğiyle...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Ocak 13:42