İnsanım demekle insan olunuyor mu?

İnsan  olmayı,  insan  olmanın  anlamını  ve “ ben  bir  insanım”  demenin  kıvancını  tam anlamıyla bilen veya düşünen var mı?. Duyar gibi oluyorum, mutlaka var olmaz olur mu, diyorsunuz. Ancak sizlere kaçta kaç desem? Bu özel duyguyu hiç kimse öğretemez bize aslında. İnsan olmak esastan tüm güzellikleri ve ayrıcalıkları ile birlikte Yaratanın eşsiz armağanıdır. İşte insan denen bu muhteşem makine ve hiç bir bilgisayarın çözmesi mümkün olmayan eşsiz canlı için söylenecek o kadar çok şey var ki. Çok mükemmel yaratılmasına rağmen, içinde uyuyan canavar eğer uyanır ve tüm doymazlığıyla etrafa saldırmaya başlarsa, eyvah.    

İnsanlık üstüne konuşulması gereken dünyalarca mesele var demektir. Etrafımızda ve çevremizde yaşananlara, hatta bizzat kendi şahsımızla ilgili bazı olaylara irdeleyen gözle bakarsak göreceğiz ki, insanla ve insanlıkla ilgili hiç bir sancının içerisinde değiliz.                                       

Ne yazık ki karşımızda konuşurlarken dahi dilleri başka, düşünceleri başka söyleyenler var.

Ve bir türlü dili ile beyinleri arasında irtibat kurmayı beceremiyorlar. Yada bu durum oldukça  mutlu ediyor onları. Anlayacağınız önümüzde koskoca bir denklem.                                               

Bilinenleri ve  bilinmeyenleriyle ayrı ayrı, renk renk..

Bu konularda kafa yoran ve bir türlü taşı yerine oturtamayan arkadaşlarla zaman, zaman  “neden” diye tartışıp, fikir teatisinde bulunuruz. Sonuçta konu hüsranla kapanır ne çare. Çünkü toplumun büyük bir kesiminde dostlukları, hizmetleri, iyilikleri, güzellikleri unutmak ya hastalık olmuş, ya da işlerine geliyor, kararına varırız. Maneviyata dönmek isteriz.                            

Ama nerede?. Aramak faydasız. Manevi değerler dünyamıza gözümüzü  kapattığımız  ölçüde vefadan, minnet duygusundan, kadirbilir olmaktan kopup uzaklaşılmış olduğunu görürüz. Aslında bize şöyle öğretmişti atalarımız. “Aman haaa, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır”. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır, iyi geçinin çevrenizdekilerle, sayın, sevin” derlerdi. Hatta bizlerin beyinlerine kazınacağına inandıkları hikayelerle nasihatte  bulunurlardı. Demek gerçekten başarılı olmuşlar, şu yaşadıklarımıza rağmen nasıl hayatımda beklentisiz hizmet aşkı coşkusu hiç eksilmediyse, tüm hüzünlerimizin yanı sıra, anlatılan hikayeler asla unutulmadı. Şükürler olsun. Hem de tüm etkisiyle beynimde koruyor yerini. Mesela bakınız bir tanesi şöyleydi ve insan üstüne hassasiyetini şimdi çok daha iyi anlıyorum.

*Küçük bir kız çocuğu çimenlerin üzerinde yürürken bir kelebeğin dikene takılıp kalmış olduğunu görür. Hemen koşar ve çok dikkatli bir şekilde kelebeği dikenden kurtarır.  Kelebek sevinçle uçmaya başlar. Ve az sonra çok güzel ve iyi kalpli bir peri olarak geri döner. Küçük kıza “Güzel kız, bu iyiliğine karşı bende sana en çok istediğin şeyi vermek istiyorum” der. Küçük kız bir an düşünür ve cevap verir “Hayat boyu mutlu olmak istiyorum.” Onun üzerine peri ona doğru eğilir ve kulağına bir şeyler fısıldar. Ardından birden bire gözden kaybolur. Kız büyür. Çevresindeki hiç kimse ondan daha mutlu değildir. Bu mutluluğun sırrını ona her sorduklarında yalnızca gülümser ve ”İyi bir perinin sözünü dinledim” der. Seneler geçer ve bu mutlu yaşlının sırrının onunla birlikte öleceğinden korkan komşuları “Lütfen bu sırrı artık bize de söyle” diye yalvarırlar. 

“Perinin sana ne söylediğini bizlere de söyle” derler. Sevimli yaşlı kadın dayanamaz “Tamam söyleyeceğim” der. “Peri, çevremdeki her insan, ne kadar güçlü ve güvencede imiş gibi görünüyorlarsa da, gene sana muhtaçlardır unutma ve öyle davran.                                      

“Bak o zaman daima mutlu olacaksın” demişti der.

Ne  kadar anlamlı bir hikaye değimli.? Bu gün “Beşeri münasebetler” dediğimiz bu kavram, hikayede bir çocuğun kulağına iyilik perisinin fısıldadığı sözlerde gizli. Sözün özü, insanın önce kendi kendisiyle barışık olması, sonra da çevresindeki insanlarla bütünleşmenin gereğinin önemini bilmesi uyarısıdır. Yani zenginlikle, tahsil yapmakla, fiziki güzellikle, makam kazanmakla insan olunmuyor. İnsan ve insana dair var olan hassasiyeti yakalamanın yolu tektir ve herkes tarafından da bilindiğine inanıyorum. Yeter ki insanca yaşamayı seçebilmek. Ne mutlu gerçek insan olabilenlere. İçleri insanlık adına “İNSAN” sevgisiyle dolup, gülümseyenlere. Bu sevgi hisleriyle dopdolu tebessümleri kimse yok edemez.                                              

Hatta korona virüs bile. Çünkü o acımasız katili yok eden de, insan ve insan sevgisi..  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevcan Tamer - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgür Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgür Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Özgür Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgür Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.