1. HABERLER

  2. İNSAN HİKAYELERİ

  3. O, kentin tarih bankası
O, kentin tarih bankası

O, kentin tarih bankası

Kocaeli’nin bilinmeyen tarihini ortaya çıkaran isim Yavuz Ulugün, onunla hayat hikayesini ve kentin tarihini nasıl araştırdığını konuştuk. Kaptan Yavuz’dan tarihçi Yavuz’a nasıl gelindiğini anlattı. Helenistik dönemden bugüne adeta kenttin tarih bankası o

A+A-

Kocaeli’de tarih denilince herkesin aklına Yavuz Ulugün gelir. Kendisi bildiğimiz gemi kaptanı. Ama o tarihe olan merakı ve gençliğinde yaptığı turizm işi onu kentin tarihini araştırmaya yöneltmiş. Ancak asıl tarih araştırmasını KYÖD’te başlamış. Habitat projesi kapsamında kentin tarihini araştırmış ve hiç bilinmeyenleri ortaya çıkarmış. Kentte milattan önceden başlayarak kentte kimler geldi, kimler ne yaptı, nasıl süreçler yaşandı, kim kentte nasıl bir miras bıraktı. Bunu Yavuz abiden öğrenmeniz mümkün. Kenttin tarihi için tam bir derya…

Bir yerde tarihi bir doku bulunsa hemen arayıp, “Yavuz abi bu ne zamandan kalma olabilir. Hangi dönemin tarihini taşıyor” diye sorarsanız size gerçekten önemli bilgiler veriyor. Kentin tarihi ile ilgili bilgilerin yüzde 90’nını Yavuz abide bulabilirsiniz. Kentin tarih bankası gibi. Tabi o bu bilgileri hiç kendine saklamadı. 16 kitap yazdı. Türkiye’nin dört bir yanında onun tarih kitaplarını kütüphanelerde bulabilirsiniz. Kitap yazmakla kalmadı kent tarihini araştıran herkese destek oldu, kitap çıkaranlara editörlük yaptı.

Benim için bu kentte en önemli insanlardan biri Yavuz abi. Kentin tarihi konusunda yaptığı araştırmalar çok kıymetli. Yabancı kaynakları, seyyahların notları üzerinden yaptığı incelemelerle bu kentin tarihi hikayesini yazan Yavuz abinin hayat hikayesi de çok güzel. Bu kentte doğmuş, bu kentte büyümüş ve bu kent için üretmiş…

 

is-yeri-de-tarihi-bir-mekan.jpg

İŞ YERİ DE TARİHİ BİR MEKANDA: Kendisini asla bir tarihçi olarak nitelendirmeyen ama bir çok üniversitede okuyan ya da yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilere destek veren, kenttin tarihine en fazla hakim olan isimlerden biri olan Yavuz Ulugün’ün iş yeri de Orhan Mahallesi’nde tarihi bir binada.

 

O GÜNLERİ ÖZLÜYORUM

Yavuz Ulugün 1956 yılında Terzibayırı Mahallesi Hasan Polatkan sokakta bahçeli, iki katlı bir evde doğdu. Güzel bir çocukluk yaşadığını söyleyerek hikayesini anlatan Ulugün, “Biz çocukken Terzibayırı’nın üst tarafından piknik yapılırdı. Kimse kimseyi rahatsız etmezdi. O günleri özlüyorum. Biz gece yarısına kadar sokaklarda oynardık. Hiç sıkıntı olmazdı. Ne güzel günlerdi. Artık böyle imkanlar yok. Sokakta oynarken karnımız acıktığında kapıları açık olan evlere girer yemeğimizi yerdik. Herkes birbirini tanıyordu.

 

babasiyla-kagit-fabrasinda.jpg

BABASIYLA KAĞIT FABRİKASINDA: Yavuz Ulugün, Terzibayırı’nda doğduğunu ve çok mutlu bir çocukluk geçirdiğini söylüyor. Bu fotoğrafta gerçekten mutluluğunun bir göstergesi. Babası Ahmet Ulugün ile SEKA Kağıt Fabrikası stadında maç izlerken çekilmiş bir anısını bizimle paylaştı.

 

ÇOK GÜZEL EĞİTİM ALDIK

Kısa bir süre milletvekili Lütfi Tokoğlu’nun evinde oturduk. Kertil tekke’ye çıkarken kuyumcu Fikret Ok’un ahşap evinde oturduk. Cengiz Topel Caddesi’nde bir ev yaptık ve oraya taşındık. Orada Ulugazi İlkokuluna gittim. Mebrure Cankurtaran benim öğretmenimdi. Çok güzel öğretmenler vardı o zaman devlet okullarında. Sınıf arkadaşlarım arasında Diş Hekimi Adnan Saroğlu ve kardeşi Orhan, Melih İşcan, eski mezbaha müdürü Mustafa vardı. Çok güzel eğitim aldık.

 

annesi-ve-kardesiyle.jpg

ANNESİ VE KARDEŞİYLE: Ulugazi İlkokulu’nda okuyan Yavuz Ulugün, kardeşi Abdullah Ulugün ile okula giderken annesi Meral Ulugün tarafından yolcu edilmelerinin bir karesi. Yavuz abinin en sevdiği hatıralarından biri de bu.

 

MUZİP ÖĞRENCİLERDİK

Ulugazi’den sonra Galatasaray Lisesi’ni kazandım. İbrahim Cevheri, Haluk Koç, Fikri Sağlar bizim lisede abilerimizdi. Onları tanıyorduk ama onlar bizi tanımıyordu. O zaman lisede abilerimize yaklaşmamız imkansızdı. Galatasaray Lisesi’nde dayanışma çoktu. Birbirini tanımasan bile destek olunurdu. Ortak özelliğimiz mizahtır. Galatasaray öğrencileri biraz muziptir. Eğlenmeye, gezmeyi severler. Türkiye’de turizmi yaratan kişilerin birçoğu Galatasaray’dır. O zamanlar dünyada önde olan dil Fransızcaydı. Galatasaray’ın eğitimi de Fransızca olduğu için bu bir avantaj olurdu.

 

galatasaray-lisesinden.jpg

GALATASARAY LİSESİNDEN: Galatasaray Lisesi’nde okuyan şanslı isimlerden biri Yavuz Ulugün. Kendine has bir kültürü olan lisede yatakhanede arkadaşları ile birlikte çektirdiği hatıra fotoğrafı.

 

ODTÜ’YÜ KAZANDI AMA GİDEMEDİ

Lisedeyken tabi İstiklal Caddesi kültürümüzde vardı. O da bizim hayat tecrübemizdi. Bizim zamanımızda Anadolu’dan gelenlerin sayısı fazlaydı. Ergenliğe girdiğin ve ergenlikten çıkma aşamasına kadar arkadaşlarla birlikte oluyorsun. Çok büyük bir pozitif değerdi bizim içir. Küçük yaştan itibaren tek başınasın. Liseden sonra üniversite sınavına girdim ve ODTÜ ekonomiyi kazandım. Babam o sırada iflas etmişti. Sende turizmde çalışıyorum. İstanbul’da olsam paraya ihtiyacım yoktu. Ama Ankara’ya gitsem olacaktı. Ön kayıt yaptım ama gidemedim.

 

rehberlik-egitimi-aldi.jpg

REHBERLİK EĞİTİMİ ALDI: Galatasaray Lisesi’nde okuduğu sırada 1967 yılında rehberlik eğitimi için kursa giden Yavuz Ulugün, kursun gezisinde rehber adayı arkadaşları ile birlikte.

 

ODTÜ’YE GİDEMEDİ KAPTAN OLDU

Babam kuyumcuydu. Kocaeli’de Kova Osman, Necmettin Uzuner ve babam Ahmet Ulugün ilk milli hakemlerdendi. Bizim aile spora çok yakındı. Amcam Hasan Ulugün’de Kocaelispor’un ilk yöneticilerindendi. Babamın hakem arkadaşı olan Necmettin Uzuner, “Yüksek Denizcilik Okulu’nda Güverte bölümüne git” dedi. Gittim oraya Güverte bölümünde okudum. Tabi aynı zamanda rehberlikte yapıyordum. 12 Eylül darbesinde turizm bir anda sıfırlandı. Biz 12 Eylül’den önce İntra Turizm adında bir de 7 kişi bir şirket kurduk. Turizm darbeyle bitince denizcilik yaptım. Yerli ve yabancı gemilerde kaptanlık yaptım.

 

denizcilik-yuksek-okulunda-mezun-oldu.jpg

YÜKSEK DENİZCİLİK OKULUNDAN MEZUN OLDU: ODTÜ Ekonomi bölümünü kazanan ama babasının batması ile birlikte Ankara’ya gidemeyen Yavuz Ulugün, Yüksek denizcilik okulunu okudu ve kaptan oldu. Bu fotoğrafta mezuniyet töreninden.

 

EVLENDİ VE 2 ÇOCUĞU OLDU

1986 yılında evlendim. Eşim Hacer İzmitli. İzmit’in eskilerindendir. İzmit’e uğradığım yoktu. Aileler vesile oldu evlenmemize. 1990 yılında Derince Limanında kılavuz kaptanlığa başladım. 1991 yılında gemi acenteliğini başka bir arkadaşım üzerinde yaptık. 1992 yılında işler büyüyünce iki ortağımla oturup şirketi kurduk. 1987 yılında kızım Ezgi, 1992 yılında ise oğlum Bora doğdu. Şimdi kızımdan iki torunum var.

 

hep-guler-yuzlu.jpg

HEP GÜLER YÜZLÜ: Bu kentte bir çok sivil toplum kuruluşunda görebileceğiniz, her zaman kent yararına olan çalışmalarda gönüllü olarak yer alan Yavuz Ulugün’ün en güzel yanlarından biri de sürekli gülen yüzü. Yavuz abiyi en çok güler güzüyle anımsıyoruz.

 

HABİTAT ÇALIŞMASI İLE BAŞLADI

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı oludğu dönemde Habitat çalışmaları vardı. KYÖD’te bu anlamda kozalar kurduk. Kocaeli tarihi ile ilgili de koza kurduk. O sırada turizm ve rehberlik yapan biri olarak ben de öğrendim ki bizim İzmit Roma İmparatorluğuna başkentlik yapmış. Bunu millete söylüyorum kimse inanmıyordu. Oradan başladım bağırmaya, bağırmak yetmedi yazmaya başladım. Yetmedi grup kurduk. Çeviri belgeleri alıp çevirdim. Elimizde bir sürü envanter birikti. Bunu kitap yapalım dedik. Kurtuluş Savaşı’nı yazdık. Sonra arkası geldi Roma dönemi, Helenistik dönem gibi tarihi yazdık.

 

FRANSA’DA DEĞİL İZMİT’E BASILDI

En büyük avantajım iki yabancı dil bilmekti. Birçok kişinin ulaşamadığı belgelere çok rahat ulaşıyordum. 1745 yılında Fransız gezgin var. Onunla ilgili bir el yazması Fransa’daki bir enstitüde olduğunu öğrendim. Orada olan bir arkadaşımdan istedim. 1700’lü yılların Fransızcasından bugün ki Türkçeye çevirdim. Kendisi Fransızca olan kitap 300-400 yıl sonra ilk kez Türkçe olarak İzmit’e basıldı. İstanbul’da başlayan ve İznik’te biten bir gezi süreci var bu kitapta. Elim kolum sağa sola uzanıyor. Bir şey lazım olduğunda hemen bulabiliyordum.

 

NİKOMEDYA’DAN BAŞKA KUŞ TANIMAYIZ

Muhittin Hoca ile birlikte bir slogan tespit ettik. “Nikomedya’dan başka kuş tanımayız.” Kendimize bu slogan ile bir yol haritası çizdik. Çünkü insanlar sürekli ellerindeki bilgileri bize getiriyordu bunu da araştırın diye. Biz sloganımızı bulunca artık bu konuda bu bilgileri getirdiler. Son 10 yıldır internette olduğu için yurt dışındaki bilgileri de toparlayabiliyorum. Arşivlere girebildiğimiz için de rahatlıkla belgelere ulaşıyoruz. Osmanlıca belgeleri Atilla Çetin Hoca’ya veriyorduk. Önemli belgeleri verdik.

 

ÇOK ÖNEMLİ İSİMLER KİTAPLARINI İSTEDİ

Helenistik ve Tarihi Öncesi Dönem, Roma Dönemi, Bizans Dönemi, Osmanlı ve Kurtuluş Dönemi ve Seyahatnameler üzerinde çalıştım. Seyahatnameler benim ummadığım kadar yankı uyandırdı. Yurt dışındaki kitapları taradım. 150 civarında bir gezginle ilgili kitap yaptım. Meğerse bu çok önemliymiş ben farkında değilim. Türk Tarih Kurumu başkanı Ali Binici ismen benden bu kitabı istedi. Büyük gurur duydum. Halil İnalçık’ın öğrencisi benden kitabı onun adına istedi ve ona da gönderdim. Bu benim gurur kaynağı oldu. İki büyük tarihçi isteyince iyi işler yaptığımı anladım. Kitapların Türkiye üniversitelerinde ve kütüphanelerinde var. 16 kitabım var” dedi.

 

Nikomedya’dan İzmit’e

Nikomedya isminden İzmit ismine geçişi hakkında bilgi veren Yavuz Ulugün, İzmit’in isminin nasıl değişikliklere uğrayarak günümüze geldiğini anlattı. Nikomedya kenti olarak Türklerle ile ilk ilişki Selçuklular döneminde olduğunu söyleyen Ulugün, “Selçuklular kentin ismini söylerken duydukları şeyi söylüyorlar. 1078 yılından bu yana buraya Avrupalılar Türkiye demeye başlıyor. İznikomit oluyor. Osmanlılar zamanında İznikmid oluyor. Sonra İzmid oluyor. Oğuz Polater bu konuda çalışmalar yapıyor. Osmanlılarda D ve R harfleri birbirine çok benziyor. Bu yüzden mektuplarda ve yazışmalarda sıkıntılar yaşanıyor. İl Genel meclisinden karar alınıyor. Cumhuriyet döneminde 1924 yılında İzmit oluyor. Yazılı evraklardaki d ve r karmaşasından İzmit ismi oluyor” dedi.

 

İlk biyolojik silah denemesi

Herekleiaların Astakos’u kuşatmaları sırasında şu anki Başiskele sınırları içinde kalan bataklık bölgede sivrisinekleri çamurla birlikte şehre attıklarını söyleyen Ulugün, bunun bilinen ilk biyolojik savaş olduğunu söyledi.

 

BİTİNYA’YI KURUYORLAR

Tarih bilgilerde şaşırdığı hikayeleri da anlatan Ulugün, ilk biyolojik savaş deneyimini de aktarıyor. Ulugün, “Tarih öncesi dönemlerde Bitinler denilen kavimler var. Bitinler ve Tinler Balkanlardan gelen göçmen bir kavim. Ama bunlar Helen kökenli değil Trak kökenli. Ondan önce Frigler de geliyor. Ama bunlar buraya yerleşiyor. Kocaeli yarımadasına yerleşiyorlar. Burası oluyor Bitinya. O zamanlar Başiskele Greklerin elinde. Çok doğru olmasa da Yunanlıların kolonisi. Başiskele’ye gele geçirip başkent yapıyorlar. Burası bataklık olduğu için sağlıksız bir yer.

 

İKİ ÖNEMLİ İHTİMAL VAR

Karadenizli Ereğli’den Herekleialar gelip Astakos’u kuşatıyorlar. İlk biyolojik silah denemesini yapıyorlar. Bataklıktan aldıkları sivrisinekleri şehrin içine atıyorlar. Amaçları sıtma hastalığı çoğalsın ve şehri boşaltsınlar diye. Millattan önce 6’ıncı yüzyılda geliyorlar. Astakoz sağlıksız olunca Kartal aldığı yılanı bıraktığı yeri bir işaret olarak kabul edip yeni başkentti İzmit’e kuruyorlar. İskender’in kumandanlarından Nizikamos burayı tam ele geçirmemiş ama etkisi altında olan bir yer. Bir geldiğinde Astakos’u yakıp yıkıyor. Başiskele Belediye binasının yapıldığı yerde ortaya çıkan buluntular tam o dönemde Nizikamos’un yerle bir ettiği kentin izleri var. Bunun da göç etmenin nedenlerden biri olduğunu düşünüyoruz” dedi.

 

İzmit hep oradan yönetilmiş

Kültürlerin değişiminde nasıl ki bir dönemin kullandığı inanç gelen yeni kültür tarafından kullanıyorsa hükümet binaları da öyle olduğunu söyleyen Ulugün, “Nikomedes’in kendine yaptığı hükümet konağı bu gün ki Hünkar Kasrı. Roma İmparatorunun kullandığı imparatorluk sarayı, Dördüncü Murat’ın ahşap saray da aynı yerde. Sonra Abdülmecit Hünkar Kasrı’nı yapıyor. Burası sürekli hükümet idare bunası olmuş. Cumhuriyet döneminde İşgal yılında Garnizon Komutanlığı, Valilik binası olarak kullanılmış” dedi.

 

Çok güzel bir dönem yaşadık

KYÖD Başkanlığına nasıl seçildiğini anlatan Ulugün, kendi döneminde KYÖD’e çok güzel bir dönem yaşadıklarını ve hala devam eden projelere imza attıklarını söyledi.

 

ŞERİF İNAN İSTEDİ

KYÖD başkanlığı hikayesini anlatana Ulugün, “1994-1996 yıllarında Hikmet Erenkaya döneminde Saraybahçe belediyesinde meclis üyeliği yaptım. Belediye Meclis üyesiyken gittiğimiz Avrupa gezisinde Venedik’e geçerken beni Şerif İnan aradı. “KYÖD başkanı olur musun” dedi. “çok onur duyarım abı dedim. Arkadaşlarıma danışmam lazım” dedim. Muhittin ve Yalçın’ı Venedik’te kenara çektim konuştum. Yalçın Kuşkan ve Emin Oktay aradım tamam dediler.

 

BÜYÜK GİZEM OLDU

Bu mesele kentte büyük bir gizem oldu. Yavuz Ulugün Avrupa’dan gelecek, adaylığını açıklayacak diye. Ömer Türkçakal Mustafa Küpçü de adaylıklarını açıklamışlar. Yönetim kurullarını oluşturmak için çalışma yapıyordum ama tabi projelere göre çalışma yaptım. 9 kişilik yönetime 10 kişi önermek zorunda kaldım. Buna rağmen Mustafa Küpçü ve rahmetli Ömer abi listeye girdi. Çok güzel bir dönem yaşadık.

 

PATRON OKULU DEĞİL

Tüm arkadaşlarımız ayrı birer başkan gibi çalıştılar. Hep başka bir dönemdi diye bahsediliyor. Demek ki iyi şeyler lapmışız diyoruz. Önümüz kesilseydi keyifli olmayacaktı. Radyo KYÖD, Vakfı Kurduk, ODTÜ’ ile okulumuzu kurduk. Arazinin alınmasında meclis üyelerimizin büyük desteği oldu. ODTÜ KYÖD Okulu birilerinin okulu değil Kocaelililerin okulu oldu. Kaliteli eğitim veren bir yer. Patron okulu olmadığı için daha ekonomik. Çok güzel bir çalışma oldu” dedi.

 

La hoşt

Yüksek Denizcilik okulunda ikinci sınıfta staj döneminde Marsilya’da bir anısını anlatan Ulugün, bu anısını hiç unutmadığını belirtti. Ulugün, “O zaman devlet gemilerinden biri olan Denizli gemisinde staj yapıyorum. Yanımda Düzceli bir arkadaşım var. Marsilya’ya gittik. Şu an yat limanı olan ve o zaman yük limanı olarak kullanılan liman Marsilya’nın içindeydi. Gece çıktık eğlenmeye gittik. Sabaha karşı gemiye geliyoruz. Limanın kapısından girdik. Birden konteynırların içinden köpek çıktı. Başladık koşmaya. Ne olduysa ben düştüm. İki köpek yanımda havlıyor. Arkadaşım beni kurtaracak ya tabi bir de Fransa’dayız. Köpeklere bağırıyor, “La hoşt ya hoşt” diye. Güleyim mi, korkayım mı, kızayım mı bilemedim” dedi.

Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.