“Sorun İslam’da değil bazı Müslümanlar’da”

Türk Diyanet Vakıf-Sen Kocaeli Şube Başkanı Mehmet Ali Karadaşlı’nın açıklaması şöyle;

Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. (Tevbe-18)

Kur’anın ortaya koyduğu hakikatler apaçık ortadayken, Nebevi ölçüler yolumuza kılavuzluk etmeye devam ediyorken; içimizden bazıları o hakikatlerle çelişen bir yaşantı ve gazetelerin manşetlerine konu olan davranışlar sergileyerek İslam’a ve Müslümanlara zarar vermeye devam ediyor. Bu yazıda büyük laflarla dine, diyanete, camiye, cemaate ve insanlığa hizmet ettiğini düşünen ancak;

Müslümanlık ve İslam Ahlakı ile bağdaşmayan davranışlar sergileyen, insanlıktan nasibini alamamış, sosyal medya paylaşımları yaparak cihat ettiğini düşünen, insanların can ve namusuna göz diken, ahlak ve akıl fukarası özde değil sözde bazı Müslüman tiplere sesleniyor, bir yanıyla da Ramazan muhasebesi yapmak istiyorum.

Ömrümüzün en mahzun Ramazan ayını geride bırakmaya hazırlanıyoruz.
Garip duygularla ve birtakım endişelerle karşıladığımız mübarek ay aslında; bütün Müslümanlar için Tefekkür Ramazanı olarak yaşanmalı ve iman ve Müslümanlığımızı sorguladığımız zaman dilimi olmalıydı.

Orucu bozan şeylerden daha ziyade imanı bozan ve darmadağın eden davranışların üzerinde durmalıydık.

Bedenin orucunu konuştuğumuz kadar kalbin, dilin, elin, gözün ve gönlün orucunu öncelemeliydik.

İmanın ve İnsanlığın olmazsa olmazı kabul edilen esasları olan; canın, malın, aklın, dinin ve namusun korunmasını hedefleyen bir hayat yaşamaya çalışmak yerine insanların namusuna dil uzatarak dinimize de imanımıza da halel getirdi bazılarımız.

İçinde bulunduğumuz acı hali, yaşadığımız çıkmazları ve bazı Müslümanların sergilediği davranışların neticesini Mısırlı düşünür Muhammed Abduh şu anlamlı sözleri ile dile getirmiştir:

“İslam denince akla problemler, çıkmazlar ve çelişmeler geliyorsa bunun sebebi İslam değil Müslümanlardır”

Tam da bu noktadayız. Bir yanımızla namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerle Allah’a yaklaşmayı hedeflerken bir yanımızla da elimiz ve dilimizle güven insanı olmaya çalışmak yerine; o el ve o dil ile şeytanın; bu kadarını ben bile hayal edemezdim dediği davranışların sahibi oldu bazılarımız

Minarelerimizden Sala, dua ve Tekbirler yükselirken ruhumuzun salasının verildiğini kavrayamadık.

Covid’den ölenler üç beş kişi ile mezara konulurken bu rahmet ikliminde, içimizden bazıları eline, beline ve diline sahip olamayarak diri diri gömüldü.

Oluşturulan salavat zincirleri, okunan mukabele ve hatmi şeriflerin adediyle övünürken; aslında mazrufun avuçlarımızdan kayıp gittiğini göremedi bazılarımız.

Akledemedik, tefekkür edemedik, ibret alamadık.

Kur’anı dilimizle okuduğumuz kadar duygu ve düşüncelerimizle hayatımıza yansıtmamız gerektiğini kavrayamadık.

Doğuştan sahip olduğumuz imanın özünü ilimler kaynağı Kur’an’ın sözüyle buluşturup o sözün gereği olan doğruluğu, dürüstlüğü, namusu, ahlakı ve aklı kuşanamadı bazılarımız

Hâlbuki bir baksaydık İslam Peygamberine

Salavat zincirleri ile O’na layık ümmet olabileceğimizi düşünmek yerine Hz. Peygamberin dünyasındaki iman ve hakikatlere yönelebilseydik.

Anlardık İmanın; ”dil ile kalp arasında biten bir akid değil bilakis teorik imana bağlı pratik bir iman” olduğunu ve sosyal hayatta kendisini göstermesi gerektiğini görürdük.

Eğer Efendimizin hayatına bütüncül bakabilseydik O’nun Ahlakını da görürdük.

O ahlakın kaynağını da, sosyal ve toplumsal hayata dönük kurallarını da görürdük.

Savaş hukukunu ortaya koyarken bile tecavüzü, silahsıza sivile saldırmayı yasakladığını öğrenirdik. Bunları bilmeden tuttuğumuz oruçlardan bize açlık ve susuzluktan başka bir şey kalmayacağını da idrak ederdik.

Neticede Allah inancı ile başlayıp ahiret inancı ile tamamlanan iman esasları dediğimiz amentümüze baktığımızda insanın varlığının bu amentü ile anlam kazandığını görürdük.

İnsanın, yaratılışının, yaşayışının ve ölümünün anlamını imanla bulduğunu idrak ederdik.”

İman sahibi bir insanın hiç kimseyi tehdit etmeyeceğini, kötülük ve zulüm ile korkutmaya çalışmayacağını bilirdik.

Doğru yola davet eder. Aksini yapan bizden değildir." diyerek içimizdeki had, hudut tanımayanlara fırsat vermezdik.

Bir şeyi daha iyi anlardık.

Rabbimiz, Hz. Âdem’den Hz. Peygamberimize kadar yeryüzüne farklı dinler gönderip insanları birbirine düşürmedi elbette.

İslam kiliseden çıkıp Cami'ye girmekten ibaret değildir. Hatta İslam ibadetten ibaret de değildir. Zira ibadetler imanın gereğidir.

Daha önceki yeryüzünde insanlar fesat ve bozgunculuk çıkarınca yani akit bozuldukça yenilendi.

Biz Müslümanlar da bu hadsizlikleri bırakalım işlemeyi, sessiz kalarak, aynı hataya düşüyoruz.

Sonuç olarak daha henüz başaramadık.

Mabudumuz verdi, Hz. Peygamberimiz öğretti ama biz almadık.

Hatta yüz çevirdik. Duymazdan, görmezden geldik.

Nasıl olsa yine gelecekti gelecek olan.

Ne gerek vardı düşünmeye, sormaya, sorgulamaya ve de ibret almaya.

Bizim için düşünen, bizim için üzülen ve sevinen ve de bizi cennete götürecek birileri vardı.

Şairin dediği gibi “Çekin ipleri kuyudan belki Yusuf çıkar” hayali bile güzel değil mi?

O zaman her fırsatta yaptığımız gibi yine işin kolayına kaçalım.

Fiili dua ile kendimize çeki düzen vermek yerine ellerimizi semaya açarak, veciz ifadelerle kavli duaya sarılalım.

Rabbim bizlere dipdiri bir iman nasip et ve Leyle-i Kadir’in gölgesinin üzerimize düştüğü şu günde içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme...

Not 1: Bu yazı; İnsanların, canına ve namusuna göz diken bazı namussuzlara ithafen yazılmıştır.

Not: 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve tüm aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum...

Ne Mutlu Türküm Diyene...

Mehmet Ali KARADAŞLI
Türk Diyanet Vakıf-Sen Kocaeli Şube Başkanı

- Özgür Kocaeli Gazetesi, Gündem bölümünde yayınlandı
https://www.ozgurkocaeli.com.tr/haber/4393185/sorun-islamda-degil-bazi-muslumanlarda