Bir varmış, bir yokmuş.. 

Sevcan Tamer
Sevcan Tamer

Son  senelerde  yaşananlara  baktıkça  ve  yaşlar  ilerledikçe  rahmetli  babaannem  geliyor  aklıma. Çocukken  ona  “Baba anneciğim   bize  masal  anlatsana”  dediğimizde “Ben  masal  bilmiyorum”  derdi. Biz  baskı  yapıp “Aaaa  kaç  yaşına  gelmişsin  nasıl  bilmiyorsun. Yaşlılar  masal  bilir”  dediğimizdeyse  derin  bir of  çeker  ve  bize  dönerek “ Amann be  çocuklar  ben  dün  doğmuş  gibiyim. Kendim  masal  olmuşum. Aklıma  gelmiyor  işte”  derdi.

Evet  dostlar, rahmetliyi  şimdi  gayet  iyi  anlıyorum. Hayat  gerçekten  içinden  çıkması  mümkün  olmayan  bir  masal. Sadece  bir  başı  var,  bir de  sonu. Arasındaki  yaşananlar  göz  açıp  kapayana  kadar  geçen  bir  dönem. Tamam, yaşarken  tadını,  tuzunu  anlayabiliyorsun  belki  ama  o  kadar  çabuk  geçip  değişkenlik  kazanıyor ki,  gördüğün  gerçek mi,  rüya mı  farkına  bile  varamıyor  insan. Düzen  böyle  kurulmuş. İlahi  güç  insan  yaşamının,  belki de  bütün  canlıların  yaşam  hikayesinin  böyle  sonuçlanmasını  istemiş. İnsanları  daima geleceğe,  daima  yapmak  istediği  arzularının  beklentisiyle  süslemiş  bir  yarına  yöneltmiş.  Böylece  rüya  gibi  geçen  yıllarının  beyinlerde  zor  hatırlanır  bir  masala  dönüşerek  nereye  gittiklerinin  farkına  varmamalarını  sağlamış.  Vee  sonuçta  herkesin  masalı  kendi  kitabında  bitivermiş. O  hayat  “Bir  varmış,  Bir  yokmuş”  misali  ebediyete  göç  edip  bir  bilinmeze  uçup  gidivermiş. Bu  devran  çarkı  aynı  temposuyla  aksatmadan  dönmeye  devam  etmiş. Buna  kimisi  kader,  kimisi  yazgı,  kimisi de  ecel  diyerek  kabullenmiş. Hepimiz  daha  dün  çocuk  değil miydik.?  Anacığımızın,  babacığımızın  dizinin  dibinde,  onların  sıcacık  sırtına  dayanarak  ne de  güçlü,  ne de  güven  içinde  hissederdik  kendimizi.

Sonra  bir  baktık  biz  ana,  baba  oluverdik. Bu  arada  acı,  tatlı  onlarca  olaylarla  geçiverdi  seneler.  Sonra  babacığımızı  kaybettik. İşte  o  zaman  bayağı   büyüdüğümüzün  farkına  vardık. Daha  sonra  anacığımızı  yolladık  Hakkın  rahmetine. Bu  defa  iyice  yalnız  kaldık  hayatta  ve  omuzlarımıza  dünyanın  tüm  yüklerinin  bindiğini  zannettik. Artık  iyice  büyümüş,  ayakları  üzerinde  duran  birer  ebeveyn  olmuştuk. Şöyle  bir  düşününce  daha  net  görebiliyorduk  artık  yarınları.  Gelecekte  bizim  çocuklarımızın  kendi  adlarına  nasıl  duygularla  dopdolu  olan  masalı  okumuş  gibiydik  adeta. Çünkü  artık  damarlarımızda  hissediyorduk  bu  rüyanın  sürüp  giden  bir  devir  daim  olduğunu.  Hüzünlü  biliyorum. Ancak  ne  yazık ki  gerçek. Dünyanın  bize  sunduğu  sürprizler  arasında  neler  yok ki, neler. Bakınız  yaşamadığımız  ne  kaldı ki  bu  kısacık   yaşam  serüvenin  arasında.  Bu  arada  sıra  bu  amansız  salgında. Ve  bu  salgının  arasında  onlarca  mutluluk  ve  hüzün  veren  olgular  yaşandı  toplumumuzda. Milli  ve  Dini  bayramlar  başta  olmak  üzere  günler,  haftalar,  anmalar,  kutlamalar. Anneler  günü  yaşadık  örneğin. Arkadaşların  çoğunun  evlerinde  kapalı  şu  günlerdeki  hislerine  tanık  oldum.  Pek  çoğu  haberleştiğimiz  guruplara  veya  sosyal  medyaya  annelerinin  fotoğraflarını  koymuşlardı. Çocukluk  fotoğrafları  ve  annelerinin  onlarla  diz  dize  sevgi dolu  o  güzel  günlerin  hatıraları. Ben  o  saatlerde  hepsinin  çocuklaştığına  eminim. O  günün  ruhuna  indikleri  yazdıkları  sözlerde  saklıydı.

Ve,  çoğu “ Ne  zaman  geçti  bunca  yıl”  diyorlardı. Ahh  sevgili  okurlarım,  var mı  hayatın  imtihanından  başarıyla  geçerek,  mezun  olan. Yani  o  okulu  bitirebilen. Amacına  ulaşabilen. Kendi  kararları  ve  gelecek  planları  doğrultusunda  yaşamını  sürdürebilen.  Pek  zannetmiyorum.  Ama eğer  varsa da  maalesef  çok  az. Artık  buna  kader mi  denir,  hayatın  cilvesi mi  bilmem. Tek  bildiğim  bir  şey  var ki,  o  ne  isterse  sadece  öyle  oluyor. Senin,  benim  ne  istediğimin  pek  önemi  olmadığı  aşikar. Bu  hafta  içimden  böyle  bir  yazı  yazmak  geldi.  Bunun  sebebi  en  son  yaşanan  yalnızlık  olabilir mi  dersiniz.? İlk  defa  yalnız  ve  evlatlardan  ayrı  geçirdiğimiz  bir  dini  bayram,  derinden  yansıyan  hüznüme  tercüman olabilir mi.? İnanın ki  duygularımı  şu  anda  yeterince  tahlil  edemiyorum. Sadece  bildiğim  ve  bana  iyi  gelen  sizlerle  dertleşerek  duygularımı  paylaşmak. Çoğunuzla  aynı  hissiyat  içinde  olduğumun  inanılmaz  hafifliği. Bir  gün  benim  masal  kitabımın da  sonuna  gelindiğinde  bu  duygularımızın  aynısını  yaşayanlara  rehber  olmak  için  yazdıklarım.  Sizlerin  ve  yarın  “Anlatacak  hiç  bir  şey yok ki, dün  doğmuş  gibiyim”  diyecekler  adına.      

- Özgür Kocaeli Gazetesi, Sevcan Tamer tarafından kaleme alındı
https://www.ozgurkocaeli.com.tr/makale/4784380/sevcan-tamer/bir-varmis-bir-yokmus